MARAŞ’IN o eski, güzel günlerini hatırlayanlar bilir.

Bundan yirmi otuz yıl önce, şehrin gözbebeği Pınarbaşı bir mahalle değil, adeta bir bereket havzasıydı.

Gürül gürül akan, buzul çağını kıskandıran o buz gibi suyu tüm şehre hayat verirdi.

Biraz o su ile, biraz da kanalizasyon suyu ile beslenen Pınarbaşı bahçeleri, neredeyse Maraş nüfusunun yarısını tek başına doyururdu.

Tabi o zamanlar KASKİ’de yoktu, MASKİ’de…

Hele o bahçelerin marulu, maydanozu, nanesi…

Şimdiki hormonlu, suni gündemlere hiç benzemezdi.

Marulların o en dış, en feda edilebilir görünen kabukları bile taze olurdu.

Yaprağına el sürdüğünüz an eliniz adeta yağlanırdı; o denli organik, o denli dolgun.

Mahallenin çocukları marulları tellere geçirir, sokak sokak gezerek nefesleri yettiğince bağırırlardı:

“Yağlı dürülüüüüüü…”

MARUL MU KOLTUK MU?

ŞİMDİ bakıyorum da, o çocukların saf ve dürüst çığlığı, bugünün siyaset sahnelerinden çok daha samimiydi.

Zira o marul gerçekten "yağlı" ve cömertti; kimseyi kandırmazdı, kırmazdı.

Bugün ise "yağlı" olan tek şey, siyasetçilerin o bırakamadıkları ballı koltukları ve büyük egoları.

Pınarbaşı marulunun dış kabuğu bile taze kalmayı becerirdi; bizim siyasilerin ise en taze, en vaat dolu günleri, en “abi”leri bile koltuğa oturana kadarmış.

Sonrasında o taze yapraklar kurur, geriye sadece siyasi güç sertliği kalır.

Bizim çocukların tellere dizdiği marullar gibi, şimdilerde “abi siyasetçiler” de seçim zamanı vaatleri ipe dizerler.

Ama ne hikmetse, seçim bitince o vaatlerin hiçbiri Pınarbaşı’nın marulu gibi elimizde "yağ" bırakmaz; sadece havada asılı kalan kuru laflar kalır.

Üstelik Pınarbaşı’nın o gürül gürül akan suyu, memleketin bütçesinden çok daha verimli yönetilirdi.

O su herkese yeterdi, adildi, serindi.

Politikacıların sitem dolu, insanı bunaltan o sıcak dezenformasyon rüzgarlarını ancak Pınarbaşı’nın o eski marulunun serinliği unutturabilir.

Kısacası sevgili okur; biz bugün yine yaprağı yeşil, içi temiz, özü doğru bir değeri andık.

Çünkü ne demiştik?

Artık yüksek siyasetin o kuru sitemlerini çekmiyoruz.

Bir kaç güne kadar pazar tezgahından bir başka dürüst lezzetle buluşmak üzere; kulaklarınızda hep o çocukların neşeli sesi kalsın: “Yağlı dürülüüüüüü..."

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

BİR MUHARREM ERTAŞ TÜRKÜSÜ

Evlerinin önü marul

Sular akar harıl harıl

İnce belden sıkı sarıl

Nenni nenni nenni dost nenni

Nenni nenni nenni yar nenni

Nenni nenni nenni can nenni

Evlerinin önü kuyu

Kuyudan çekerler suyu

Ezelden böyledir huyu

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

GAZETECİYE SİLAHLI SALDIRI

YAPTIĞI haberler nedeniyle tehditler alan gazeteci İlker Apaydın, evinin önünde silahlı saldırıya uğradı.

Saldırıdan kılpayı kurtulan meslektaşımıza yapılan bu alçaklığın hesabı, hukuk çerçevesinde mutlaka sorulmalıdır.

Geçmiş olsun İlker Apaydın

YATACAK YERİ YOK

BU GAZETECİLERİN

HER Seferinde “Uçak yine Kahramanmaraş havaalanına inemedi, Gaziantep havaalanına indi” diye haber yapan ama inememe nedeninin üzerine gidip fikri takip yapmayan muhabirlerin…

YATACAK YERİ YOK

HELALİNE HARAM KATAN BU ESNAFLARIN