BİLİYORSUNUZ, bir kitap fuarı daha kapılarını açtı ve kentin o kendine has, ağırbaşlı edebiyat havası yeniden stant aralarındaki yerini aldı.

Üstelik bu sene elimizde çok taze, çok cafcaflı, uluslararası bir gurur nişanemiz de var: UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı "Edebiyat Şehri" unvanı!

Kültür bürokratlarından yerel yöneticilere kadar herkes kürsülerde bu tarihi tescili yere göğe sığdıramıyor, "dünyanın sayılı kültür başkentlerinden biriyiz" vizyonunu alkışlatıyor.

Dışarıdan bakıldığında manzara muazzam, tam bir entelektüel şahlanış. Ancak o ışıklı fuar alanlarının ve hamaset dolu protokol konuşmalarının ötesine geçip sormak gerekiyor: Biz gerçekten üreten bir fikir şehri miyiz, yoksa sadece tabela bekçiliği yapan birer mirasyedi miyiz?

GEÇMİŞİN MİRASI BİTİYOR

KÜLTÜREL derinlik, yerel yönetimlerin finanse ettiği bir halkla ilişkiler faaliyetine dönüştüğünde, unvan almak geçmişin mirasını tüketmekten öteye geçmez.

Bir kente UNESCO unvanı kazandırmak, sadece geçmişle övünmekle ya da hamaset üretmekle açıklanabilecek bir durum değildir.

Bugün Kahramanmaraş’ta gerçekçi bir özeleştiri yapacaksak, popüler anlatıların arkasına gizlenen şu yakıcı soruları sormak zorundayız: Bu şehirde kitap okuyan, entelektüel üretimi takip eden insan nüfusu ne kadardır?

Şehrin sokaklarında nitelikli bir edebiyat akışı sağlayan, düşünce dünyasını besleyen kaç tane gerçek, bağımsız kitapçı veya sahaf kalmıştır?

Kültür endüstrisinin can damarı olan bu sektörü ayakta tutmak, geliştirmek ve yerelleştirmek adına belediyelerimiz hangi somut teşvikleri, destekleri sunmaktadır?

Ne yazık ki kültürel vizyonumuz, “sürdürülebilir bir okuma kültürünü inşa etmek” yerine, yılda bir kez kurulan panayır estetiğine sıkışmış durumdadır. Fuar merkezine 400 yazar getirmekle övünen amiral gemisi söylemler, "miş'li geçmiş zaman" popülizminden öteye gidemiyor.

İÇİ BOŞALTILMIŞ BİR EDEBİYAT KENTİ

ZİRA davet edilen kadronun çok büyük bir kısmını; İstisnalar kaideyi bozmaz ama adı sanı duyulmamış amatör isimler ile sadece belli bir ideolojik ve siyasi yakınlığa sahip figürler oluşturuyor.

Gerçek bir entelektüel dönüşüm; tabelaları parlatarak veya popülaritesi kendinden menkul kadrolarla fuar geçiştirmekle mümkün olamaz. Kentin kültür politikalarını yönetenler, geçici vitrinler kurmayı bırakıp bu şehrin tırnaklarıyla kuyu kazan sahafına, kitapçısına ve okuruna somut teşvikler sunmalıdır.

ÇÖZÜM UZAKTA DEĞİL: SOMUT BİR ADIM BEKLİYORUZ!

Peki, bu tıkanıklık nasıl aşılır?

Formül aslında çok basit ve uygulanabilir.

Başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, Onikişubat ve Dulkadiroğlu ilçe belediyeleri ellerini taşın altına koymalıdır.

Belediyeler, kendi mülkiyetlerinde bulunan tarihi konakları veya uygun yapıları, ulusal bazda çalışan bağımsız kitapçılara sembolik rakamlarla kiraya vermelidir. Ancak tek bir şartla: Bu kitabevlerinin hiçbir ideolojik veya politik ajandası olmayacak, tamamen bağımsız kalacaklardır.

Kitapseverler buralara rahatça gelebilmeli, mekân müsaitse çayını, kahvesini içip huzurla kitabını alabilmelidir.

Daha da somut bir öneri getirelim: Büyükşehir Belediyesi ile Erzurumlu Camii arasındaki o blok, komple bir "Sahaflar Çarşısı" haline getirilebilir.

Şehre nefes aldıracak, yaşayan bir kültür aksı oluşturacak proje işte budur!

Haydi Fırat Görgel!

Haydi Hanifi Toptaş!

Haydi Mehmet Akpınar!

Tıpkı dedenizin bu topraklarda düşmana karşı ilk kurşunu attığı gibi, siz de kentin kültürel uyanışı için ilk adımı atın.

Hamaseti bırakıp icraata geçen, Türkiye'ye örnek olan o öncü belediye başkanı olun!

Aksi halde, Kahramanmaraş’ın geleceğe bırakacağı tek miras, içi boşalmış bir "Edebiyat Şehri" etiketinden başka bir şey olmayacaktır.

Haydi başkanlar Maraşlı kitapseverleri civar illere kitap aratmaya göndermeyin, çile bülbülü yapmayın.

⭐️⭐️⭐️

VER GELSİN ŞARKIMIZ

Bülbülüm gel de dile

Söyle benimle bile

Sesini duyur ele

Çile bülbülüm çile

Çile bülbülüm çile, çile bülbülüm

⭐️⭐️⭐️

YATACAK YERİ YOK

İLGİ ARSIZLARININ

HASTANE yatağında kolunda serumla fotoğraf çektirip, bunu sosyal medyasında paylaşan ilgi arsızlarının…

YATACAK YERİ ÇOK

MAHMUT ARIKAN’IN

ELİ sıkı diye sıkça dedikodusu yapılan ancak bir çırpıda memleketin spor takımına 100 bin dolar bağışta bulunan Mahmut Arıkan’ın…