ELEŞTİRMEK NE KADAR KOLAY!

Öyle değil mi?

Aşağı yukarı 10 yıl olmuştur Dulkadiroğlu Belediye Başkan Yardımcısı Fatih Yıldız Başkan'la tanışalı.

En son, dün Boyalı güreşlerinde gördüm, üzerindeki takım elbiseyi.

Bir kaç yıldır bana mı hep aynı takım denk geliyor, Acun'nun sürekli siyah tişört giydiği gibi, aynı takımdan çoklu mu var? Bilemem.

Ama, köyde dikkatimi çekmiş olacak ki yakından baktım cekete. Hayli yıpranmış ve yaşlanmış elbise.

Bertiz Vakfı’nda ilk yakinen tanışmamız oldu.

Ön yargılarımla bakıyordum. “İmam Hatipli", "Akp'li", "max ne potansiyeli olabilir ki?"

Ortamdaki hemşerilerimle sohbet ettiğimde, farkı anlamak zor olmadı.

Zekaya saygım vardır elektrik alırım.

Sanata saygım vardır elektrik alırım.

Dostluğa, yoldaşlığa saygım vardır elektrik alırım.

Tek tek hepsini anlatırım.

Mesela "Kasımpaşalıdır".

"Cafer'im sen öyle olduğun için, onu/ onları da öyle sanıyorsun" diyor başka bir arkadaşım eleştirel bir gözle bakarken.

Rekabet dünyasında olur böyle insana dair refleksler. İnsan rekabet etmek ister, var olmak ister, ön yargısı olabilir, “ben herşeyi bilirim” zannında olabilir vs.

İKİ DELİ

Hatta konunun fıkrası bile var:

İki deli, akıl hastanesinin bahçesinde tartışıyormuş.

Üçüncü bir deli de uzaktan dikkatle bu tartışanları gözlemliyormuş.

Tabi, doktor da bahçede tüm hastaları gözlemleyip takip ediyor.

Kavgayı izleyip karışmayan hastanın durumunun iyiye gittiğini umarak içinde bir umut belirmiş.

"Şununla bir sohbet edip tedavi sürecini anlayayım" düşüncesiyle varmış yanına.

Neyi tartışıyor bu arkadaşlar?

Sakin deli cevap verir:

O diyor ki peygamber benim, öbürü diyor ki peygamber benim. Boş boş tartışıyorlar hocam.

Hoca eleştiriyi duyunca daha bir umutlanıp heyecanla tuzak soruyu sormuş:

Sence hangisi peygamber?

Deli cevabı yapıştırır:

Hiçbiri değil hocam. Ben böyle peygamber göndermedim.

Özeti şu arkadaşlar.

Siz gözlemlediğinizi sanıyorsunuz da, benim gözlem yapabilecek kapasitem yok mu?

Ne yer, ne içer, ne giyer, ne konuşur? Ölçmesini tartmasını bilmiyor muyum?

Herkesin peygamber gönderdiği yerde, ben sıradan bir doktorum.

Kasımpaşalı dedim. Maraş'ın Tekke'si, bizim Kasımpaşamız. Tıpkı cumhurbaşkanı gibi.

LİDERİN AURASI

Benzeri hikayeyi Kemal Sunal'ın Yüz Numaralı Adam filmi güzel anlatır.

Biz omuz omuza büyüyen bir toplumuz. Kasımpaşa'da aurası yüksek insan, çocuk yaşta elektriğini çevresine yayar. Kraliçe arının feromonu gibi, liderin aurası çevresindeki insanlar tarafından gözlemlenir, saygı duyulur.

Canı bedende oldukça, arkada adam bırakmaya içi elvermez liderin. Sokağın zorlu kuralları, karakteri şekillendirir.

Fatih Başkan'ın Tekke sokakları, yaptıklarının ve yapacaklarının garantisidir aslında.

Bilim böyle der. “Eğitimin % 80'inin 0-6 yaş arasında olması", doğduğun evin veya coğrafyanın kaderin olmasındaki temel mantıktır.

İmam Hatiplidir Fatih Başkan. Muhafazakar temelleri İmam Hatip'te atılmış ama,

Dünyayı gezip, görüp Kıtalar arası tecrübeleri de, biraz seküleriteye evirmiş muhafazakar kimliğini.

Üstünde yaşadığımız dünyanın bile fani olduğunu, kefenin cebinin olmadığını, aldığımız nefesi vermeye, verdiğimizi almaya garantimizin olmadığını aynel yakin bilecek kadar zeki bir insan.

"Belediyeyi yiyecek/ kamuyu yiyip zimmetine geçirecek" diyor bazı arkadaşlar.

Nezaketen arkadaş diyorum. Cehaletlerini hoş görerek. Yoksa bizim Kasımpaşa kanunlarında, desteksiz sallayan ecek/ acak larla evham yapan, cibilli taraftarlığını haklı halde bırakan, adama arkadaş denmez.

Cibilliyet de ölçü şöyledir Kasımpaşa'da (eski sokak kanunlarında):

"Cibilli taraftarlık, zaif ve şanssız, HATTA HAKSIZ DA OLSA bırakılmaz."

Hatırladınız mı burdaki "hatta haksız da olsa" ifadesini.

Cumhurbaşkanımızın başörtü konusunda benzer bir cümlesi vardı:

"VELEV Kİ SİYASİ NEDENLE OLSUN!"

SEVECEKSE İNSAN, CANDAN SEVMELİ

Biz, Cumhuriyet'ten günümüze, hatta daha da öncesinden, hayatın z kuşağı, "herşeyi hazır bulayım" konforunun olmadığı tüm tarih boyunca söylenmiş, söylenmemiş, yazılmış yazılmamış, kurallarla hayatta kaldık.

Yazı çok uzayacak, bu hafta çifte Türkü ile kapatırız inşallah. İlki konumuzla alakalı, benden. Yener Atlı'nın Türküsü ne olur, onu da yazısı çıkınca görürüz.

"Bir insan severse, bir ömür sever.

Neyi var neyi yok önüne serer.

Bir gönülde iki aşk olmaz derler.

Sevecekse insan, candan sevmeli."