İKİ üç gündür Neyzen Tevfik’le ilgili bir kitap okuyorum.
Bir süre sonra okuduğum satırlardan çıkıp Maraş’ın sokaklarında dolaşmaya başladım.
Çünkü Neyzen’in insanı arayışıyla, depremden sonra bizim insana bakışımız arasında tuhaf bir bağ kuruldu zihnimde.
Neyzen Tevfik’e göre insan, gördüğümüz bu insan değildi.
Kitapta çok çarpıcı bir cümle var:
“İnsan bu değildi, bu olamazdı.”
Neyzen, insanın gerçekte ne olduğunu bulabilmek için adeta insanlıktan çıktı.
Hırpani kılığıyla sokaklarda dolaştı.
Surların dibinde, çöp kenarlarında sefil bir hayat sürdü.
Mevlevihaneyi de gördü.
Meyhaneyi de.
Tımarhaneyi de.
Nefsini yere çala çala insanın aslını aradı.
Biz ise galiba insanlığımızı aramayı bıraktık.
Hele 6 Şubat’tan sonra…
Maraş’ta bir şey değişti.
Binalar yıkılmakla kalmadı.
Mahallelerin yer değiştirmesi bile önemsenmedi.
İnsanların birbirine bakışı da değişti.
KAVGAMIZ ARTTI, MERHAMETİMİZ AZALDI
KAVGALAR arttı.
Yaralanmalar arttı.
Cinayet haberleri daha fazla konuşulur oldu.
Trafikte birkaç saniyelik bir gecikme bile bazen kavga sebebi.
Bir korna…
Bir selektör…
Bir yanlış park…
Bir bakış…
Eskiden belki geçip gideceğimiz meseleler, bugün birbirimizin üzerine yürümemize yetiyor.
Herkesin siniri biraz daha gerginleşti.
Sanki herkes biraz daha tahammülsüzleşti.
Adeta herkes kendi acısını dünyanın geri kalanından daha büyük görüyor.
Oysa aynı deprem hepimizi bir gecede eşitlememiş miydi?
Zenginle fakirin.
Ev sahibiyle kiracının.
Patronla işçinin.
Makamlardakilerle sokaktakilerin.
Hepimizin üzerine aynı gökyüzü çökmemiş miydi?
Sonra ne oldu?
Kendimize döndük.
Kendi derdimize.
Kendi evimize.
Kendi dükkânımıza.
Kendi cebimize.
Kendi çıkarımıza…
DEPREMİN ARDINDAN FIRSATÇILIĞIN ENKAZI
KİRALAR aldı başını gitti.
Konut kiraları İstanbul’un bazı lüks semtlerini aratmaz oldu.
İşyeri kiraları da öyle.
Depremde evini kaybeden insan, şimdi yeni bir evin kirası karşısında başka bir sınav veriyor.
Bir başkasının felaketini fırsata çevirmekten çekinmeyenler çıktı.
Belki de asıl yıkım burada başladı.
Çünkü deprem insanın evini yıkabilir. Fakat insanın merhametini yıkarsa geriye daha ağır bir enkaz bırakır.
Neyzen’in hayatındaki asıl mesele de tam burada karşıma çıkıyor.
Kitap, onun kendisini hiçe saydığını anlatıyor.
“Hiçliğin hikmet pencerelerinden başka alemlere baktı.”
Ne kadar ağır bir cümle…
Bugün bizim en büyük problemimiz belki de tam tersi.
Hepimiz “her şey” olmaya çalışıyoruz.
Herkes haklı.
Herkes önemli.
Herkes kendisini merkeze koyuyor.
Kimse kendi küçüklüğünü görmek istemiyor.
Kimse bu koca dünyada aslında ne kadar küçük olduğunu hatırlamak istemiyor.
HER ŞEY OLMAYA ÇALIŞIRKEN OF ki, offf…
Bir ev…
Bir araba…
Bir makam…
Bir dükkân…
Bir koltuk…
Bir banka hesabı…
Bir sosyal medya hesabı…
Hepsi geçici.
Ama biz geçici olan şeylerin peşinde, kalıcı olan insanlığımızı kaybediyoruz.
Neyzen uçsuz bucaksız bir denizdi.
Fakat kitapta anlatıldığı gibi, elindeki şişede, sırtında zıpkın yarası olan bir kılıç balığı gibi saklamak zorunda kaldı kendini.
Belki de biz de kendi şişelerimizin içine kapandık.
Ama Neyzen kendisini saklarken insanı arıyordu.
Biz kendimizi büyütürken insanı kaybediyoruz.
Neyzen’in aradığı kendisiydi.
Yapmak istediği ise kendisi olmayanlara ses olmaktı.
Bizim bugün en çok ihtiyacımız olan şey de belki bu.
Kendimize biraz dışarıdan bakabilmek.
Bir başkasının acısını kendi acımız kadar önemsemek.
Trafikte direksiyonun arkasında otururken karşımızdakinin de bir hayatı olduğunu hatırlamak.
Kiraya verirken karşımızdakinin sadece “kiracı” olmadığını bilmek.
İş yaparken karşımızdakinin sadece “müşteri” olmadığını anlamak.
Birbirimize bakarken insanı görmek.
Çünkü Maraş’ın depremden sonra ihtiyacı sadece yeni binalar değil.
Yeni bir insanlık duygusu da gerekiyor.
Neyzen’in aradığı insan belki de tam olarak buydu.
Kendini dünyanın merkezine koymayan insan.
Kendini “hiç” sayabilecek kadar haddini bilen insan.
Başkasının acısını duyabilecek kadar merhametli insan.
Çünkü insan kendisini küçülttükçe büyür.
Neyzen’in hikâyesinden bana kalan en önemli düşünce bu oldu.
İNSAN ENKAZI OLUŞTU!
BİZ gerçekten ne olduk?
Depremden sonra sadece şehir mi değişti?
Yoksa biz de değiştik mi?
Daha öfkeli…
Daha bencil…
Daha tahammülsüz…
Daha merhametsiz…
Belki de asıl soruyu kendimize sormamız gerekiyor:
Evlerimizi yeniden yaptık da, insanlığımızı yeniden yapabildik mi?
Çünkü şehir yeniden ayağa kalkabilir.
Binalar yeniden yapılabilir.
Caddeler yeniden düzenlenebilir.
Ama insanın içindeki merhamet yıkılırsa, onun enkazını kaldırmak çok daha zor.
Neyzen kendisini “hiç” sayarak insanı aramıştı.
Biz ise “her şey” olmaya çalışırken kendimizi kaybetmeyelim.
Maraş’ın şimdi biraz daha insana ihtiyacı var.
Belki de her şeyden önce, yeniden birbirimize insan gibi bakmayı öğrenmemiz gerekiyor!
SON SÖZ: Neyzen, “hiç” olduğunu bildiği için insan kalabildi.
Biz, “her şey” olduğumuzu sandığımız için insanlığımızı kaybettik.
TÜRKÜ MÜRKÜ YOK BU HAFTA
…
…
YATACAK YERİ YOK
İNSANLIĞINI KAYBEDENLERİN
YATACAK YERİ ÇOK
İNSAN KALABİLENLERİN