KAHRAMANMARAŞ Milletvekili Dr. Yıldırım Ramazanoğlu lütfetmiş ve “Farklı bir bakışla Anayasa gerçeği” isimli analiz ağırlıklı ve Başbakan Erdoğan’a ithaf ettiği 420 sayfalık kitabını bize de göndermiş, teşekkür ediyoruz.
Sanırız kitabın baskı sponsoru Kipaş Holding olsa gerek, Ramazanoğlu 15. sayfadaki kitabına katkı sağlayanlara “teşekkür” bölümünde, “… bu eserin basılmasında emeği geçen Kahramanmaraşımızın yiğit insanı, kentimize sevdası bizlere örnek olan değerli gönül dostum M. Hanefi Öksüz kardeşime… teşekkür ediyorum.” demesi doğrusu beni tebessüm ettirdi.
Ramazanoğlu, kitabının birinci bölümünde; 1982 Anayasasında kapsamlı bir lisan – ifade analizi, temel dilbilgisi ve mantık hatalarını ortaya koyarken, kendi ifadeleriyle “dünyada bir ilk” olarak Anayasada matematiksel metin analizi ve anlamı değiştirmeyen sadeleştirme çalışması anlatılmış.
Kitabın ikinci bölümünde ise; 1982 Anayasasının gerekçeli tam metni ve yine kendi ifadesi ile bu kez “Türkiye’de bir ilk” olan Anayasada kelime – kavram – konu (KKK) arama dizini ve online paylaşım analizleri yapılmış.
Anayasa Kitabını adeta bir başucu kitabı olacak kadar sık okuyan biri olarak doğrusu bu kitapta en çok ilgimi çeken ve birkaç kez üst üste okuduğum sayfalar, “mantık hataları” ile “matematiksel metin analizi” bölümü oldu.
Bu konulara ilgisi olan insanlar bu kitabı bir şekilde temin etmeli ve mutlaka bu bölümleri okumalıdır zira inanılmaz bir zekâ çalışması yapılmış.
Çok kitap okumayan bir toplum olarak bu kitap inşallah yeni Anayasaya katkı sağlar.
YENİ ANAYASA VE ADALETLİ ADALET KONUSU
KONU Anayasadan açılmışken ben bu vesile ile hem okurla hem de Yıldırım Bey ile yeni Anayasada adalet ve Başkanlık sistemi konusundaki fikirlerimi paylaşmak istiyorum.
Topyekûn millet olarak arayışımız; AB normlarına uygun bir anayasaya kavuşmak…
Geçtiğimiz haftalarda Fenerbahçe ile Galatasaray arasında yapılan şampiyonluk maçı sonrası çıkan olayları bir düşünün lütfen!
Maç sonrası yaşanan ve neredeyse terör denecek kadar büyük olaylara sadece sıradan futbol fanatizmi ya da holiganlığı diye bakmanın yanlış olacağı düşüncesindeyim.
Belki biraz iddialı olacak ama bu olay, toplumda yerleşmiş olan adaletsizlik algısının sonucudur!
Tarihi bilenler bilir, Bizans’ın en büyük ayaklanmalarından biri olan Nika isyanı veya ayaklanması, hipodromdaki rekabetten çıkmıştı.
Bugün Fenerbahçe taraftarı olayları cemaat etkisiyle açıklıyorsa, Galatasaray taraftarları her şeyin onların şampiyonluğunu engellemek için yapıldığını düşünüyorsa bu algıyı değiştirmek ülkeyi yönetenlere düşer.
Futbol taraftarı adaleti UEFA'dan, Türk vatandaşı adaleti AİHM'den bekliyorsa şapkayı önünüze koyup derin derin düşünme zamanı gelmişte geçiyor demektir.
Ülke birliği; refahı ancak adaleti tesis etmekle, güveni sağlamakla, özgürlüklerin alanını genişletmekle ve toplumda her bireyi adil bir yönetim olduğuna inandırmakla sağlanır. Demeçlerle, bağırarak ya da her sokağı bayrakla donatarak değil!
OBAMA’DAN DAHA GÜÇLÜ BİR BAŞBAKANLIK
BAŞKANLIK tartışmaları yine gündemimizde…
Mevcut yetkileriyle Obama'dan daha güçlü olan Başbakanın neden başkanlık sistemi istediğini tüm gerekçeleriyle açıklaması gerekir.
Başkanlık sisteminin en iyi uygulandığı ülke Amerika’dır çünkü bu ülke halk tarafından kurulan tek devlettir.
Halk kendi iradesini bir üst organa devrederken, Başkanın gücünü sınırlayacak yasama ve yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sistemin merkezine koymuştur. Kaldı ki bu süreç ABD’de dahi kolay olmamıştır. Acı bir iç savaş yaşamıştır. İç savaşın nedeni sadece köleliğin kaldırılması değildir. Güney eyaletlerinin gücü federal hükümetle paylaşmak istememeleri iç savaşın temel nedenidir.
O nedenle savaş sonrasında federal hükümetin gücünü sınırlayan bir dizi anlaşma yapılmıştır. Yani ABD’de başkanın aklına geleni yapamamasının ya da “ben başkanım spora da, sanata da, yaşam biçimine de karışırım” diyememesinin gerisinde bu sözleşme yatar.
Başkanın gücü sadece yasama ve yargı tarafından değil, büyük ölçüde eyaletler tarafından sınırlanır.
Başkanlık tartışmalarına bir de bu gözle bakın istedim.
AÇILIMLAR SAÇILIMLAR KONUSU
YERİ gelmişken bir de şu açılım konusuna değinelim.
Bilgileri not almışım ama yazarının adını yazmayı unutmuşum. Şu bilgileri lütfen okuyun.
Almanya’nın bir etnik sorunu yoktur. Almanya’da bir Alman “Ne mutlu ben Almanım” dediği zaman her kesimden Alman o adama gıpta eder. Almanya’nın schleswieg holsstein eyaletinde 8 milyon Danimarka kökenli yaşar. Bunun yanı sıra Zahr eyaletinde 3 milyona yakın Fransız ve ülke genelinde de 3 milyona yakın Türk yaşıyor.
Peki Alman gündeminde herhangi bir açılım konusu var mı? Alman kimliğini değiştirelim diyen var mı?
1978 istatistiklerine göre Fransa’da 17 etnik gurup mevcuttur. (Andrews’ün yaklaşımıyla 80’ni aşmaktadır.) Söz konusu 17 grubun genel nüfus içindeki oranı %19’dur ve bu guruplardan 16’sının nüfusu 100.000’in üzerindedir. (Türkiye’de etnik gurupların toplam nüfus oranı % 11.87 ve nüfusları 100.000 üzerindeki gurup sayısı sadece 5’tir.) Bu tabloya rağmen Fransa’da ne mozaik sözü edilir, ne de Fransa için mozaik nitelemesi yapılır.
Fransa haklı olarak mozaik nitelemesini reddettiği gibi, milli azınlık kavramını da benimsememektedir. Fransa 1992 yılında anayasasının 2. maddesini Fransızca Cumhuriyetin anadilidir, şeklinde değiştirmiştir. Avrupa Konseyi çerçevesinde oluşturulan ve 11 üye ülkenin imzaladığı Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı’na taraf olmamıştır.
Fransa Anayasa Kurulu 1991 deki kararında Fransa halkının unsuru Korsika halkı ifadesini anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir. Üniter bir devlet olarak millî bütünlüğünü 100 yıla aşkın bir süre önce pekiştirmiş olan Fransa’nın etnik guruplara bakışı hiç değişmemiştir.
Bu yapıda bu zihniyette bir Fransa, etnik bir mozaik olarak tanımlanmazken, eleştirilmezken, Türkiye’yi mozaik olarak nitelemek sadece bilimi inkâr değil gaflettir!