Bugün sizlere Kahramanmaraş Gazipaşa Mahalle Muhtarı Erol Tanış’tan söz etmek istiyorum...
Samimi...
Candan...
Hilesiz...
Yalansız...
Dolansız...
Dolambaçsız...
Yapabileceklerinin vaadini veren, yapamayacaklarına da “yapamam” diyebilen bir can Erol Tanış...
Çeyrek asrı deviren bir gazeteci olarak “onun gibisini çok az gördüm” dersem yeridir...
Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği sürecinin başlarındaydım...
“Dengeleri oturtma adına neler yapabilirim?” düşüncemi yaşama sokmanın yoğun mücadeleleri içinde debelenip dururken, tanıma şansı bulmuştum Erol Tanış kardeşimi...
Yerinde duramıyordu...
Tez canlıydı...
Ataktı...
Faaldi...
Mahallesinin sorunlarını kendi sorunlarıymış gibi gören, çözmek için debelenen, bu uğurda tüm enerjisini sarf eden yapısı vardı...
Kentin eksikliklerini yerinde görüp, en canlı, en taze fotoğraflarla gazeteye taşımanın uğraşı içindeydim o günler...
Benimle özdeşmiş “göbek sayfa” röportajlarını yapmak için yolum Gazipaşa Mahallesi’nin üst taraflarındaki bir mahalleye düşmüştü... Bulduğum insanlara çeşitli sorular soruyor, onlarla sokak röportajları yapıyordum...
Bir anda karşıma çıktı, tüm samimiyetiyle şunları söyledi, “Benim adım Erol Tanış... Hemen aşağı mahallenin muhtarıyım... Siz beni tanımazsınız ama ben sizi iyi tanıyorum... Bana oy veren, vermeyenler adına beni dinlemek zorundasınız Canbolat kardeş” dedi...
“Kimseyi kimseden ayrı tutmam... Başka bir gün senin mahallene de geleceğim... Hiç merak etme” yanıtını verdim...
Dinlemedi...
Karşımdakinin çok kararlı olduğunu görünce, “Hadi bakalım senin mahallene gidiyoruz” dedim...
Sevinmiş, mutlu olmuştu...
* * *
Gazipaşa Mahallesi’ndeydik...
O gün ayaklarıma kara sular indi inanın... Çünkü o gün çalmadık kapı, derdini dinlemediğimiz kimse kalmamıştı sözünü ettiğim mahallede...
Bırakın Gazipaşa’yı, bilmem hangi paşalı da derdini dökmüştü bize...
Onları da dinledik, onların da sıkıntılarını dillendirdik...
* * *
Kelam’ın özü;
“Adam” olanlarla “dam” olanları birbirinden ayırmanın zamanı gelmiştir ağalar...
Erol Tanış gibi samimi, candan... Yaşamını “yalansız, dolansız, ön yargısız” ilkeler üzerine inşa edenlerle, tam tersini yapanları birbirine TUKAŞ eder isek;
“Yetiş edemmmmmmmm” sesleri arasında arar dururuz GİZ’i...
Abdal Halil Ağa’nın davulu bile kendimize getiremez BİZİ.