Beyazlar içindeydi...
Saçları, sakalları apak...
Yanıma yaklaştı, omzumu tuttu ve sarstı, “Tanıdın mı beni? Kimim ben? Neyin nesiyim, kimin fesiyim?” dedi...
Salaklaşmıştım... Şaşkın durumdaydım...
Adama, “seni fese benzettim” desem, olmayacak...
“Çıkaramadım kusura bakma” şeklinde kıvırsam, şık düşmeyecek...”
“İpucu ver” sorusunu sorabildim sadece...
Gülümsedi, “bekle” dedi... Bir anda kayboldu... İki - üç dakika sonra elinde kocaman bir davul ile döndü...
Davulu görünce aklıma Doktor Gökhan Gökşen ve Abdal Halil Ağa Kitabı geldi...
“Sen Halil Ağasın değil mi?” diyince “evet” cevabı verdi...
“Benden ne istiyorsun? Niçin başkası değil de benim? Sorularını sordum tek nefeste...
Yüzümü manalı ifade ile baktı, “Sus ve beni dinle... Sözlerimi dikkate al, Kahramanmaraşlılara ilet... Kahramanmaraş bu kadar küçük düşürülemez... Kahramanmaraşlıları kimse ama hiç kimse böylesine hor göremez... Buna kimsenin hakkı da olamaz, haddi de... Yaz bunları Canbolat kardeşim... Yazdıklarının altına imzamı atmaya hazırım... Git şimdi... Allah yolunu açık eylesin, kalemini keskin kılsın...” Dedi.
Çok doluydu... Çok duygusaldı... Çok kederliydi... Çok önemli şeyler söyledi Halil Ağa...
Söylediklerini noktasına virgülüne dokunmadan yazıyorum;
— Neler gördük, neler yaşadık biz... İnanılmaz çileler çektik... Dik durduk, bir olduk birlik olduk... Hakkımızı koruduk, kimselere yedirmedik... O yıllarda küffar, Kahramanmsaraşı almak için her yolu deniyordu... Soluk aldırmıyordu insanlara... “Gözünün üstünde kaşın var” diyenleri pataklıyor, hakir görüyor, pestil gibi eziyordu... Vatandaş, ne yapacağını, kimi kime şikâyet edeceğini bilmiyordu... Böyle bir yaşamdı bizim dönemimiz... Davul zurna çaldığımız için bizlere abdal derlerdi... Ben de davul çalıyordum... Küffarbaşı, “davulcuya haber salın, gelsin bizlere davul çalsın” emrini vermiş... Geldiler, buldular beni... İsteklerini söylediler, kaktım gittim... Küffarbaşı, “Sana dur diyene kadar çalmaya devam edeceksin... Canım ne zaman dur demek isterse bunu sana söylerim... Tamam mı? Anladın mı?” Elimde tokmak, donup kalmıştım... “Çalsana be adam, ne duruyorsun?” sözleriyle kendime geldim... Davul çalmak içimden gelmiyordu... Davul çalarsam halkıma ihanet edeceğime inanıyordum... Nitekim küffarbaşı bunu anlamış, hiddetlenmişti... “Benim emrimi yerine getirmeyenlerin ne olduğunu biliyor musun sen?” dedi... Sakin sakin dinledim ve şunu söyledim, “Bana yapılacak olanlar hiç umurumda değil... Ben bu şartlar altında davul çalamam, yapamam bunu...” Ben bu sözleri söylerken, küffarbaşı elini kesesine attı, avucundaki altınları davulumun üzerine bıraktı... Zoruma gitmişti yaptığı davranış... Kendime yedirememiştim... Öfkeyle şu sözleri ettim küffarbaşına, “Değil beş - on altın, davulumun kasnağını altın keseleriyle doldursan bile bu davula tek tokmak vurmam, vuramam... Benim adım Abdal Halil Ağa...” Kahramanmaraşlılar kendi kendilerini kurtarırken işte böyle bir duruş göstermiş, kimselere biat etmemiş, inandığı doğruların peşinde koşmuş... Satılmamış, inançlarından saptırılamamıştır... Üzülerek belirtmek isterim ki, bu anlayış bugün için böyle değildir... Çok başkadır, çok farklıdır, çok üzücü ve çok ufaltıcıdır... Bugün, Kahramanmaraşlılarla kedinin fare ile oynadığı gibi oynanıyor... Olacak iş midir bu? Kahramanmaraşlılar, hangi iktidar başa gelmişse ezici bir üstünlük ile destek vermiştir... Bugün AKP denen bir partinin olduğunu biliyorum... Kahramanmaraşlılar, bu partiye de üç dönemdir destek vermiş, oy oranının yükselmesinde önemli pay sahibi olmuştur... Peki, hakkını alabilmiş midir? Alamamıştır... Neden alamamıştır? Biatçi tavırlar sergilediği için... Hakkını arayamadığı için... Milletvekilleri çok pasif olduğu için... Liderlerinin karşısında süklüm püklüm durdukları için... Kral çıplak deme cesaretleri olmadığı için... Tam tersi bir duruş sergiledikleri için... Kahramanmaraş, Kahramanmaraşlılar inan her şeyin en güzelini fazlasıyla hak ediyor... Buna rağmen kalkınmada 60’ıncı sıralara gerilemişiz... Her dönemde yüzde 97’lik bir oy ver AKP’ye... Fakat onlar sana hiçbir şey vermesin, vermek istemesin... Bundan daha kahredici ne olabilir? Bizler, hak dünyası’nda sayı olarak bayağı fazlayız... Başbakan, Kahramanmaraşlılara haklarını teslim etmez ise, tez vakitte kendi aramızda toplanacak, Başbakan’a zehir zemberek bir mektup yazacağız... Eli buralara uzanamaz... Çünkü burada Silivri yok.
Abdal Halil Ağa söyledi, ben yazdım...
Elçiye zeval olmaz değil mi?
* * *
Abdal Halil Ağa, Allah’tan Kahramanmaraş’ın Milli Eğitim başarı sıralamasında kaçıncı olduğunu bilmiyor... O’na, milli eğitim başarı sıralamasında “paspas” konumda olduğumuzu söyleseydim, öfkesi daha da büyür, daha şiddetli, daha hiddetli vururdu tokmağını davuluna.