Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri var ülkenin dört bir yanında...

Bu merkezlerinin başhekimliği var...

Başhekimliğin de “başhekimleri” var...

Atanırlar...

Heyecanları her zamankinden çoktur...

Görev aşkı ile doludurlar...

Çalışırlar...

Çaba gösterirler...

Ellerinden geleni yapmanın mücadelesinde olurlar...

Koptururlar...

Koşturup dururlar...

Ne zamana kadar?

Ya da nereye kadar?

O önemli işte...

Önemli çünkü onları sözünü ettiğim makama atayanlar, daha koltuklarına ısınmadan bir başka yere gönderirler...

Adamlar, haklı olarak şoke olurlar...

“Ne oldu da böyle oldu” demek isterler...

Diyemezler...

Derler ise eğer, birilerinin gazabına uğrarlar... Şu talihsiz sözlere muhatap olurlar, “Sizin diliniz çok uzamış... Çok konuşanın ne olduğunu ‘ne olduklarını anlamayanlar’a sorarsanız, bir daha böyle bir gaf yapma cüreti göstermezsiniz...”

Yani konuşursunuz...

Suç olur.

Konuşmazsınız...

“Mııhsıçmaz” unvanı ile taçlandırılırsınız.

“Atananlar” işte bu yüzden ne zaman, nerede, ne kadar konuşup konuşamayacaklarına bir türlü karar veremezler...

Böyle bir durum var iken ortada...

Böylesi “koftirik bir duruş” sonrasında kim çıkar da ortalığın “güllük - gülistanlık” olduğunu söyleyebilir...

Söylese bile o söylemin içi “dolu”mudur?

“Doğru” olabilir mi?

“Hakkaniyet ölçüleri”nde ölçülendirilebilir mi?

Terazinin kefeleri denkleşir mi?

Bu mantık(!) ile hareket etmeyi marifet sayan cenah hariç, sorulan soruların birisine “evet” diyebilecek kişinin ellerini öperim ben.

***

Diş sağlığı merkezlerindeki hekimler bu konudan çok muzdarip...

Adamlar, dokunsanız ağlayacak durumda...

Yürekleri yanıyor haklı olarak...

Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri Başhekimliğine atananların çok kısa sürede başka yerlere gönderilmiş olmaları kabul edilecek, baş eğilecek davranış biçimi değildir...

Olmaz...

O-la-maz.

Kimse kusura bakmasın, söz konusu mesele “cacık” konumuna getirilmiştir...

“Yerseniz” misali...

Peki, yemek istemiyorsanız...

Bu düşünceyi benimsemiyorsanız...

İtiraz ediyorsanız...

“Bunu hak edecek ne yaptık?” sorularınız “tavan” yapmışsa...

“Gururumuz - onurumuz ne olacak?” diyorsanız...

İsyan noktalarında geziniyorsanız...

Şekvacı iseniz...

“Sükût ikrardan gelir” modundaysanız...

Davranışı içinize sindirememişseniz...

O zaman ne olacak?

“Torba” nasıl dolacak?

O vakit, “Anamı öpen kadı... Kimi kime şikâyet edeyim” düşüncesinde olmazsınız da ne yaparsınız?

Adamlara, “Sizi başhekimliğe atadık” deyin...

Üç gün sonra, “Olmadı... Senin yerine bir başkasını atıyoruz” haberi salın...

Böyle bir şey midir “adam” olmak?

İnsan olmak bu mudur?

Bu anlayış ile hareket etmek Allah’tan reva mıdır?

***

Güzel ülkemin neden “arpa boyu yol kat edemediğini” şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur umarım.