Bilenler bilir, hiçbir zaman boş yere yazmam, yazamam...

“Dolu” olmalıdır edeceğiniz kelamlar...

Düşündürmelidir okuyanları.

Takdir yönü fazla olmalı...

Yere sağlam basmalı.

* * *

Görev üstlendiği süreçte hep“suskun” kalmayı yeğledi Ali Sercan...

“Ben yaparım başkaları konuşsun... Değerlendirmeleri kamuoyu yapsın” şeklinde düşündü...

Severim böylelerini...

Tutarım...

İnanırım...

Desteklerim...

Köstek olmak isteyenlere karşı korur, kollarım...

Samimilerdir çünkü...

Ve çünkü, üç verip, “üç bin verdim” dememişlerdir...

Kahramanmaraşspor’u çok zor dönemlerde devralırken, “aldıklarıyla”değil, “verdikleriyle” gündem oluşturmuş birisine, her vesileyle sahiplenebilmektir asıl olan, asil duran...

Bu duruşu, bu bakışı ve bu anlayışı kendine “ilke” edinmişlere sahiplenme erdemini gösteremediğimiz sürece bizden bir bok olamayacağını bilmemiz gerekir...

Yapamadık bunu nedense...

Yapacağımızdan da şüphem var.

* * *

Ali Sercan Saraylı, “hatırlı paralar” harcadı Kahramanmaraşspor uğruna...

Harcanan paraların ne kadar olduğunu kim bilebildi?

Kim kime “rakam” telaffuz etti?

“Temlik” belasının gündeme geldiğini söyleyen bir babayiğit çıktı mı?

Önemli olan budur...

Özel olan, böyle bir anlayışla hareket etmeyi bilmek ve başarmaktır.

* * *

Çok düşündüm bu yazıyı yazarken...

Çok araştırdım...

İnce eledim, sık dokudum yanlış yapmama adına...

Birisine “övgü” düzmenin “yergi” düzmekten çok ama çok daha zor olduğunu bildiğim için de atacağım adıma azami özen gösterdim.

* * *

Ali Sercan, beni tanır...

Nereden? Derseniz;

Söyleyeyim;

Yorumlarımdan...

Hiç karşı karşıya gelmedik onunla...

Kısmet olmadı...

Şartlar oluşmadı...

Ya da ben “ırak” kalmayı yeğledim.

* * *

Evet, bu yazıyı neden yazdım?

Bugünün mevcut yöneticileri iyi analiz edilebilsin diye... Yaptıkları (!) yapacakları (!) iyi anlaşılsın diye... “Kahramanmaraş’ın namusunu kurtarmak için görevdeyiz” diyen zottiriklerin “ne menem” düşünceler taşıdıkları iyi okunsun diye... Kırmızı- Beyazlı ekibin kimlerin elinde “oyuncak” edildiği bilinsin diye... Üç verip, “üç yüz verdik” diyenlerin kimler olduğu unutulmasın diye... “Tövbe” kelimesinin ne mana taşıdığı çok iyi kavransın diye...

En önemlisi, “kavrama” ile “kavurma” birbirinden ayrıştırılsın diye.