Kahramanmaraşlılar, kendilerinden olanı sahiplenemez konuma düştükleri için “sebil” etmiştir önemli değerlerini...

Sahiplenme konumu nedir?

Nasıl bir anlayıştır?

“Senin olan” ile olmayanı birbiriyle tukaş etmemektir,

Kadir kıymet bilmektir,

Hak edene hakkını teslim etmektir,

Onları başa TAÇ yapmayı başarmaktır,

Yani, Ümmet ile Himmet’i ayrıştırmaktır.

***
Kelamları “anlaşılır” kılıp, “çözümü kolay” hale dönüştüreyim isterseniz;

Kahramanmaraşlılar bugüne kadar ne kaybettiyse kendi değerlerine sahip çıkamamaktan kaybetmiştir...

Her anlamda o kadar önemli, o kadar özel değerleri var ki bu güzel kentin...

Nedense dışlanmışlar, “dış kapının mandalı” durumuna sokulmak istenmişler...

Kentlisini anlayan,

Sorunlara vakıf,

Sorunların adresini gözü kapalı bilen,

Makam odalarının kapılarını ve gönül pencerelerini hemşerilerine ardına kadar açan,

“Edem” diyebilen canlar bir bir yitirilmiş...

Küstürülmüş,

Köreltilecek konuma getirilmiş,

Dedikodu çarkları arasına atılmış.

Sonra ne olmuş?

Kokuşmuşluklar “tavan” yapmış tabi ki...

Eksilmeler başlamış,

Ekşimeler burun direklerini sızlatmış,

Ve her bi şey ‘mırra’ya kesmiş.

Her vesileyle belirtiyorum... Diyorum ki, “Ey Kahramanmaraşlılar dün ve dünlerde kaybettiklerinizi iyice irdeleyin, sebeplerini araştırın... Bu sebeplerin başta geleninin kendi değerlerinize sırtınızı dönmek olduğunu göreceksiniz... ‘Kendilerine yeten’ durumdan, ‘kentlerine yeten’ durumlara gelen şehirleri irdelediğinizde ‘elin sümüğüne tatlı’ dememeyi bilen ve uygulayan bir anlayış ile muhatap olursunuz...”

Kendin olmayı bilemez isen,

Kendinin olanı ayırma şansın olmaz, olamaz.

***
“Kalan sağlar bizimdir” demeyeceksin,

Tam tersini savunacaksın,

Yetiştirmiş olduğun değerlerinle övünecek, onurlanacak, onların eserleriyle gururlanacaksın ki,

“Her alanda varım” diyebilme hakkın olsun.

***
Kaybedilmiş değerlere bakıyorum,

Mesela, Mustafa Bolat’ı göremiyorum,

Mesela Mehmet Çiçek’i mum ile arıyorum.

Bu iki isim bugün farklı illerde görev ifa ediyorlar...

Birisi Amasya’da, diğeri Nevşehir’de.

Uzakta değiller... Merak edenler, zahmet buyurup sözünü ettiğim illere gider Bolat ve Çiçek’in yaptıklarına bakarlar...

Gördükleri güzellikler karşısında hayrete düşerler, “Parmağımızı değil, parmaklarımızı gözbebeğimize batırmışız” diye de iç geçirirler.


***

“Geçi” ile keçi’yi birbirinden ayrıştıramayan zevata kıssa’dan değil, uzun’dan hissemdir.