Kaşık, her dönemde olduğu gibi bu dönemde de kepçe karşısında yenik düşmüştür...

Kepçe, her zaman boş çıkmamıştır kazandan...

Kaşık, dolu’yu görememiştir sazan’dan.

Her zaman ve her ortamda, “Bu ülkede tuzu kurular hariç kimse halinden, ahvalinden hoşnut değildir” diyorum...

Hoşnut’u “hoşt” gibi algılayanlar var...

Yani ben hoşnut’tan dem vuruyorum...

Ötekiler, daha doğrusu birileri tarafından ötekileştirilmiş taifesi “hoştunuz” sesi çıkarıyor...

Ses, malum taraftan çıkıyor...

Ses, manidar...

Ses, adrese teslim...

Ses, ser veriyorken, “sır’ra geçiş yok” duruşu gösteriyor...

Nalıncı keseri gibi de kendine yontuyor...

Alışmış ya nasılsa...

Tutmalığı peşinen kabul etmiş ya hani...

Hayatı “dandini dandini” edilmiş ya efendinin(!)

Kendine yabancı olmuş ya kendisi...

Hayatları boyunca aynalara yabancılaştırılmışlara “dön aynaya bak” deme şansınız olamaz...

Deseniz bile, kimselere inandırıcı gelemezsiniz değil mi?

***

Esnaf, “fan” konumuna getirilmiş...

Sanayici, “honi” şeklini almış...

Memurun durumu ortada...

İşçinin hali malum...

Emekliler inim inim inliyor... Fakir, fukara, garip guraba “ört te ölem aney” türküsü çığırıyor.

Tüccar’dan “carrrrrrr” sesi işitiliyor...

Bu ülkede tüm bu gerçekler yaşanırken, benim vekillerime bakıyorsunuz...

İşleri gıcır...

Dümenleri tıkır...

Maaşları yetkin...

Kendileri etkin (!)

Hatırlarsınız, “meclisi şahane” şahane bir karar aldı...

O karara göre, bu seçimlere giremeyecek olan vekil kardeşlerimiz bir ay fazla maaş alacak ve kendilerine 25 bin 500 Türk lirası ödenecek...

Anlayacağınız, ellerindeki kepçeyi hazinenin kazanına son kez daldıracaklar.

Bundan kaç vekil faydalanacak?

Sıkı durun söylüyorum... Tamı tamına 284 milletvekili, hesaplarına yatırılacak olan rakamı alıp ceplerine koyacak...

Alsınlar... Güle güle harcasınlar...

Fakat ülke gerçeğini kabullensinler... Ülke insanlarının yaşamış olduğu sıkıntıları göz ardı etmesinler...

Mesela, kendilerine “memurlarımız, emeklilerimiz, işçilerimiz, çiftçilerimiz, fakir, fukara, garip gurabalarımızın halleri nicedir?” sorusunu sorsunlar... Vicdan muhasebesi yapsınlar... Evine ekmek götüremeyecek durumdakileri düşünsünler... Kepçe ile kaşık arasındaki farkın her geçen gün daha da büyüdüğüne inansınlar... Kendilerine kepçe ile sunulan 25 bin 500 lira için “bu şartlarda biz bu parayı alırsak nasıl yiyeceğiz?”sorusunu sorsunlar...

Zatlar, bu soruyu sordu mu?

Sormadı.

Neden sormadı?

“Kepçe” bizatihi kendileriydi de onun için.

“Bu para bize yetmiyor” deyip durdular...

Yani, “8 bin 500 lira nedir ki?” Anlayışı güttüler... Dönüp arkalarına bakmadılar...

Buna gerek bile duymadılar...

Eğer dönüp baksaydılar arkalarına... İki üniversite bitirdiği halde bok dökmeye bile razı olan binlerce gencimizin olduğunu görürlerdi...

Eğer dönüp baksaydılar arkalarına... Vatandaş ile aralarındaki mesafenin Almanya kadar açıldığını kabul ederlerdi...

Eğer dönüp baksaydılar arkalarına... Son durumun deve hörgücünden farksız olduğunu “oy çokluğu” ile kabul ederlerdi...

***

“Deve” dedim, “hörgüç”ten söz ettim etmesine de, ortalıklarda ne “deve” bırakılmış, ne “hörgüç”ten eser kalmış be dostlar.