Ahir Dağı...

Kahramanmaraş’ın oksijen kaynağı...

“Bu kaynağı böylesine hor kullanmak neyin nesidir?” diye düşünür dururum...

Algılamaya çabalarım olumsuzlukları...

Çözmeye çabalarım...

Denklemleri birleştirip, sağlamanın “sağlam” olmasını isterim...

Depreşir gerçekler uzuvlarımda...

Yüksek sesle düşünmeyi amaçlarım...

Yapamam...

Bu arzum iç’e çöker.

* * *

Kent merkezine girdiğinizde sizi tüm ihtişamı ile karşılayan Ahir Dağı’nın görsel zenginliği karşısında mutlu olursunuz...

“Hakikat” öyle midir?

Değildir.

Peki nedir?

İkindi’dir, akşam’dır...

Gece’dir hatta...

Çünkü etraf “zifiri karanlıktır.”

* * *

“Altı bağlar gazeli” sözünü duymayanınız yoktur sanırım...

İşte ben Ahir Dağı meselesine bu gözle bakıyor, değerlendirmelerimi de o ölçüde yapıyorum...

Kimse kusura bakmasın...

Kimse laga luga etmesin...

Kimse kıvırmasın...

Kimse bu önemli sorunun üzerine “tuz” dökmesin...

“Tuz kokmaz” diyenlere sakın ola inanmayın...

Eğer ortada kötü niyet ve kötü niyetliler topluluğu var ise, o “tuz” kokar arkadaş...

Ve dahi leş’leşir.

* * *

Ahir Dağı, uzaktan bakılınca, “dünya güzeli...”

Yaklaşınca, “bağlar gazeli.

Şunu demeye çabalıyorum;

Çevreci geçinenler, “çevreciliği bizden fazla kimse iyi bilemez” yalanlarına yatanlar, zaman geçirmeden Ahir Dağı’nı mercek altına almalıdır...

Almalıdır çünkü “göz açık taifesi” etrafta ne dağ bırakacak, ne de ağaç koyacak...

İstisnaları ES geçip, istismarcılara yönlendiğinizde “kokuşmuş gerçeklerle” karşılaşmanız hiç de zor değildir...

Kolaydır...

Hatta “kolay oğlu kolaydır...”

Yeter ki, neyi, nerede, ne kadar aradığınızı bilin...

Ve yeter ki, Ahir Dağı’nın dilinden iyi anlayın.

* * *

Ahir Dağı’ndaki güzelim ağaçlar, yer kazanmak adına böğrüne yediği baltalardan, “sizi canımızın istediği kadar keseriz” sesi çıkaran hızarlardan ve o hızarı kullanan hıyarlardan o kadar muzdarip ki...

— Ağaca farklı bakanlar...

— Ağaçları bir başka sevdiklerini söyleyenler...

— Ağaçlar olmazsa olmazlarımızdır” diye böbürlenenler...

— Kendilerini, bu konuda sorumlu(!) hissedenler...

“Güneş görmemiş yalanlar” üretmekten yorulmadınız mı?

Böyle bir anlayıştan hicap duymuyor musunuz?

Garibanın ense kökünde boza pişireceğinize, enseleri kalınlara hesap sorsanıza...

Yüreğiniz yetiyorsa tabi ki.