TATLI SUYU KULLANMAK, GENELDE İSRAF DEĞİLDİR

Çünkü, su sadece insanoğlunun içmesi için değil, aynı zamanda beslenmesi için de yaratılmış bir mucize moleküldür.

Su tasarruf tavsiyesi yaparken, kullanılmış suyun nereye gittiği çok önemlidir.

İstanbul, İzmir gibi kıyı kentlerinde, atık suyun hizmet edeceği bir tarımsal üretim sahası olmadığından, suyun rezervuarda kalması, ihtiyaç kadar kullanılması tavsiye edilir.

Su yönetimi değil de, Haydar Baş'ın "milli ekonomi modeli" tezine göre, ekonomik bir meta olduğundan, kıyı kentlerinde bile bola saça kullanılabilir de;

Ben tek bir fayda (yurt içi para sirkülasyonu) için, veya yanına bir küçük fayda da yaşam konforunu eklersek, maksimum iki fayda için, suyu abartılı harcamayı israf sayabiliriz.

Beslenme boyutuna baktığımızda;

Bir kg buğday üretmek için, 1 ton (veya m³) suya ihtiyacımız var.

Bir kg kırmızı et üretmek için ise 15 kg kadar buğdaya ihtiyacımız var. Tabi bunun adına, 15 kg kaliteli kuru bitkisel materyal demek daha doğru olur. Çünkü kırmızı et, bir canlının (ülkemizde çoğunlukla küçükbaş veya büyükbaş) beslenmesiyle üretilir. Bu hayvanların da besin kombinasyonlarının adına, ilgili branşlar rasyon der.

Rasyon her ne olursa olsun, (Yonca, saman, mısır, soya, buğday, mercimek, kamış, pancar...) ortalama referans gün ışığı, sıcaklık, bitki besin elementleri ve su gibi tarımsal ihtiyaçların referans düzeyi, buğday üretimine yakın olduğu için, ben 15 kg buğday olarak kırmızı et üretimini refere ettim veya baz aldım.

İÇME SUYU İLE BUNLARIN NE ALAKASI VAR?

Diyen elbette çıkar.

Son günlerde dünyanın başı savaşlarla, kargaşalarla dertteyken, bu havadan sudan meseleleri niye yazıyorsun diyen de elbette çıkabilir.

Öncelikle, ulusal bazda bazı konularda fikrimi söylemeye maçam yemiyor.

Daha üç zaman önce gördük, şehrimizde bir sanayici "Tekstil sektörü zor günler yaşıyor” dediği için yemediği zılgıt kalmadı.

Anlamadım, adam derdini anlatamıyorsa, milyarlarca dolarlık tası tarağı, hurda fiyatına satıp memleketini terk mi etsin.

Muhatabı, bir sanayici değil de, üniversite koridorlarında yetişmiş, belli bir branşta ihtisas yapmış bir insan ise, derdini nasıl anlatsın? Ben işin içinden çıkamadım.

Konu büyük de, ben sadece niye herşeyi değil de, havadan sudan şeyleri yazdığımı izah etmeye çalışıyorum.

Ömrümüz yeterse inşallah, birgün ülkede çoksesli günleri, kuvvetlerin dengede durduğu zamanları, hukukun sadece adaletin ve vicdanın tarafı olduğu medeniyet seviyesine erişirsek, o zaman yazarım.

Ki şimdilik benim böyle bir sahaya geçmeme de gerek yok. Yazdığım konular herkesin hayatına dokunan konular.

Hani bilenler zannediyorki, iki hidrojenle bir oksijenin bağ yapmasıyla su molekülünün oluştuğunu herkes biliyor.

Yok öyle bir dünya. Yeni gelen kuşakların ulusal tv kanallarında katıldıkları yarışma programlarını ibretle izliyoruz. Dünya gitgide kitleler açısından sanallaşıyor.

Kırmızı et, markette veya kasapta bulunan bir vitrin ürünü olarak biliyor örneğin. Nerde üretilir, nasıl üretilir, kim üretir?.. gibi bilgilerin sadece et konusunda değil, üretimin her branşında bileni edeni kalmayacak.

Suya geri dönelim.

1 kg buğday üretimi için, 1 ton suya, 1 kg kırmızı et için 15 kg buğdaya gerek olduğunu yaklaşık olarak ilgili branşlar hesap ediyor.

İşte bu hesaptan dolayı,

90 milyon civarındaki nüfusumuzun sağlıklı ve dengeli beslenmesini düzenlememiz gerekiyor ülke dahilinde.

Bu sebeple, bırakalım da, Elbistan'daki yurttaşımız suyu gönlünce kullansın.

Kullandığı su, Akdeniz'e dökülene kadar (ki dökülmeden kullanılıp, buhar olup küresel çevrime verilecek) 1000 metrelik bir düşü ile, hes'lerde elektrik üretilecek. Düşmesine çoğu yerde fırsat olmadan sulama kanallarından, toprağa hayat verecek.

Maraş ovasını, Amik ovasını, Çukurova'yı sulayacak.

Peki, su idareleri, su tedariği konusunda milli enerjimizi israf etmiş olmayacaklar mı? Zarar mı edecekler?

Daha geçen hafta yazdım. Kâr veya zarar genelde suyun temini veya kullanılması ile alakalı değil, yönetim mekanizması ile alakalı.

Örnek vereyim; Polat Alemdar'ın "Huzur hakkını" Miski'nin (Minye Su ve Kanalizasyon İdaresi) defterleriyle işlersek, Miski zararda gibi görünecek.

Her değişen yönetim, olur olmaz baskılarla, kadroları şişirirse, reelde kullandığımız su ile, defterde zarar etmiş bir yapının alakası olmaz.

Yukarıda örneklemeleri hikaye kahramanlarından kasıtlı olarak seçtim ki; Herhangi bir kurum veya kişi zan altında kalmasın diye.

Benim temel niyetim ve tüm yazının konusu, bilimsel olarak, iç bölgelerdeki içme suyunun, kullanılsa bile israf olmayacağı tezi.