Köşenin yazarı, (takip eden arkadaşlar varsa) bir emekçi.
“Tarım emekçisi” ya da “çiftçi” diye sınıflandırdığımız meslek grubundan.
Doğanın müsade ettiği günleri kollayıp, doğru zamanda doğru işler yapma mecburiyetimiz olduğu için, bazı sezonlar işlerde yığılma yapıyor.
Örneğin, kışın kar altında bir işlem yapamıyoruz, nisanda çamurda yapamadığımız gibi.
Toprağın tavını, ağacın takvimini takip etme zorunluluğumuz var.
O yüzden, yaz aylarında yazmaya pek fırsatım olmadı, affola.
Başlıkta gördünüz, kkm plus.
Hayatta bazı değerleri, daha değerli unsurlar ile, devlet "koruma" altına alabiliyor.
Bunlardan en bilinenlerden bir tanesi, “mevduatta kur koruması”. Milletçe yüklü fatura ödesek de, sanırım enflasyonist bir ortamda, hemen hemen başka bir çıkış yolumuz yoktu.
Kkm hakkında çok yazıp çizen oldu. Benim konum kkm değil. Kkm sadece anlatacağım konuda bir örnekleme.
DOMATES, BİBER, PATLICAN…
Ya da, ham petrol, veya altın, veya değerli diğer madenler- metaller…
Kira, konut, hizmet vs.
Kimisi, Tüik'in enflasyon sepetinde, belki bazıları değil bilemem.
Hepsinin birer emtia olduğu kesin.
Şimdi, bunların hepsinden daha kıymetli bir emtiadan bahsedeceğim…
SU...
Gezegenin ve yaşamın temel bileşeni.
O kadar değerli ki, vahiyle de değeri vurgulanmış:
"Sularınız çekiliverse, size kim bir damla su getirebilir" (mülk 30)
Ülkemiz de, son yağış sezonu hariç, son yılları sezon ortalamasının altında yağışlarla (kurak) geçirdi.
Suyun değerini bir kat daha anladık.
Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyemiz de, içme suyu fiyatlarına, her yıl ciddi artışlar yapmak yerine, aylık enflasyon oranında güncellemeyi tercih etti.
Benim için öncelikle iyi bir gelişme. Ama, aması az sonra.
Önce iyi taraflarına bakalım.
Biz suyu bol olan bir ülke değiliz, uluslararası standartlara göre kişi başı yıllık düşen tatlı su miktarımız, "su stresli ülkeler" sınıfında yapıyor bizi.
Ama, çöl veya kıtlık denecek grupta da değiliz.
Bu yüzden, görece olarak, milletçe suya daha fazla kaynak aktarmamız gerekiyor. Mali olarak da, hem vatandaşın bütçesinde, hem yerel yönetimlerin, hem de merkezi bütçede artık suyun daha değerli olması gerekiyor!
Suya daha fazla değer verelim, daha fazla yatırım yapalım, daha verimli kullanalım diye.
GELELİM İŞİN “AMA”SINA!
En nihayetinde bir emtia.
Enflasyon oranında değerini her ay güncellemek, onu yoldaşlarından ayırmış, özel bir statüye sokmuş oluyor.
Kantarın topuzu fazla kaçırılırsa ekonominin ruhuna ters.
Domatesin ki can değil mi?
Petrolün değeri veya dünya malı olması boru mu?
Altın…
Amerika- İran savaşına kadar altını kimse tutamıyordu.
Altının ki de can…
Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Mehmet Akpınar başkanım, Kaski'nin % 35'lik ara zammında konu hakkında bizzat bilgilendirmişti beni.
Ben de zaten, parti pırtı gözetmeksizin, suyun biraz daha değerli olması gerektiği konusunda yukarıda yazdığım gibi düşünüyordum.
Ama sanırım "suyun değeri" konusunu Büyükşehir Belediyemiz biraz ileri sardı.
Belki yurtta pek çok büyükşehirde durum öyledir.
Biraz görece suya fazla bedel ödeyince ölmeyiz belki ama,
Refahımız geriye gider.
Milletin canı yanar kısaca.
İhtiyaç kadar değere amenna. Su güzel şey.
Ama tüm dünya terakki ederken, biz değer katma sınırını aşıp, can yakma faslına geçersek, milletimizin hukuna girmiş olacağız.
Tavsiyem o ki,
Suyun "özel yetkilerini" biraz törpüleyelim.
Ona da enflasyon arz-talep durumuna göre uğrasın.
Ülke kara sahamıza 700 milyar m³ yağış düşerse farklı fiyatlansın, 400 milyar m³ düşerse farklı.
Süreyya Edikli'yi, Meta akışıma yüklüyor, ben de okuyorum.
"Gençler” diyor,
"Kaldırıma sandalye atıp, piknik yapar gibi bir akım başlatmışlar.
Biz olsak, dağa çıkarız, ormana, su kenarlarına gideriz vs."
E hocam, biraz da suya kattığımız değeri kısıp, gençlerimizin ekonomisine değer katalım ki,
Kaldırımlardan uzaklaşacak mali imkanları olsun.
SEVDANIN AŞKIN NARINA
Kentler büyük. Henüz ışınlanmayı da icad edemediğimize göre, mecburen ya yürüme mesafesinde piknik yapacaklar (mahallenin kaldırımında) ya da mazotun her litresine 85 ₺ para bulacaklar.
Ben de beş evlat babasıyım. Biliyorum, çocuğuma ne kadar harçlık verip ne kadar veremediğimi.
Faruk Nafiz boşuna demiyor: "Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim”
Size saçma gelebilir ama,
Süreyya hocanın tasvir ettiği sahneyi tahayyül edince, "iki damla yaş süzüldü, gözlerimin kenarına..." (sadece türkü olarak değil. Vallahi essah süzüldü.)
Hatta, hep Yener Atlı köşesinin sonunda hep bir türkü yazıyor. Ben de yazayım güftenin devamını:
"Hasret kimseye kalmasın,
Sevdalılar ağlamasın,
Ben yandım eller yanmasın,
Sevdanın aşkın narına..."