YÖK, reform niteliğinde(!) bir karar almış...
Neymiş o karar?
Rektörler bundan böyle sadece ama sadece eğitim işi ile uğraşacak, idareye karışmayacak...
Daha açıkçası, ka-rı-şa-ma-ya-cak...
Kim karışacak?
Ya da kimler neler karıştıracak?
Söyleyeyim,
Profesyoneller(!)
İşin erbapları(!)
Duayenleri(!)
Dik duranlar(!)
Fiks’leşenler(!)
YÖK, rektörlere, “İşinize bakacaksınız” diyor...
“İşiniz belli” diyor...
Sınırlarını çiziyor.
Rektörler bundan sonra ne yapacak?
“Haddini bilecek...”
Ne kadar bilecek?
“Bilmesi gerektiği kadar...”
Bilmiyorsa, bilmemek için diretiyorsa ne olacak?
“İşi rast gitmeye... Ört öle” türküsü duyacak...
İtiraz etmeyecek...
Kadir - kıymet bilecek...
Himmet’in manasını öğrenecek...
Baş eğip, kaderine küsecek.
Rektörlerin işi CEO ya...
Peki, CEO’nun C’si düşerse ne olacak?
EO kispeti giyecek...
Sonra?
Sonrasında “E” veda edecek, “O” sap gibi ortalıklarda kalacak.
Yeni yapılanmalar neye, ne kadar tesir edecek?
Bunu yaşayarak görebileceğiz.
İnandığımı dillendirmem gerekirse, ben bu işin suyunun suyunun çıkacağını, bu işin bir boka yaramayacağını düşünüyorum...
Ve yine aynı ben, rektörlerin bu anlayış biçimiyle görev ifa edemeyeceğine inanıyorum...
Şoför koltuğunda siz varsınız...
Ancak direksiyon sizde değil, CEO kardeşin elinde...
Olur mu bu?
Böylesi koftirik bir mantık ile başarı gelir mi?
İç huzur sağlanabilir mi?
Huzursuzlukların önüne SET çekilir mi?
“Saldım çayıra, meylam kayıra” meselesine doğru bir seyrediş bizimkisi...
Bu meseleye bu şekliyle bakıldığında “akıllı sonuçlar” elde edilmez, edilemez... Bilakis bu sorun daha da kocamanlaşır, devasa boyutlara ulaşır.
“Rektörler, YÖK’ün reform (!) olarak gördüğü meseleden önce görevlerini ifa etmeyip, dondurma mı satıyorlardı acaba?”
Sorunun cevabını arıyorum...
Sizlerde benim aradığımı arıyor musunuz?